SUVLA ÇIKARMASI VE ANAFARTALAR MUHAREBELERİ

Ağustosta asıl harekât bölgesi olarak tespit edilen ve İngiltere’den getirilen yeni birliklerin kullanıldığı Suvla Limanı Çıkarması’nda amaç, 6 Ağustos akşamı diğer bölgelerle birlikte aynı anda bir baskın ile limanı çevreleyen tepeleri alacak bir örtü kuvvetini sahile çıkarmaktı. 7 Ağustos sabahı takviye edilen bu birliklerin bir kısmı ile de Anzakların Kocaçimentepesi’ni ele geçirmesine yardım edilecekti.

Çıkarma saati 22:30 olarak tepit edilmişti. Böylece gündüz Seddülbahir’de başlayan harekâtı, birbirini izleyen bir dalga halinde, 17:30’da Kanlısırt’a, 21:30’da Conkbayırı’na yapılacak harekâtlar izleyecek ve Türk tarafının bütün dikkati bu tarafa çevrildiği bir sırada, Suvla’ya asker çıkarılacaktı.

Anafartalar bölgesindeki Yarbay Wilmer komutasındaki müfrezenin toplamı 3.000 kişi civarında idi ve Kuzey Grubu’na bağlıydı. Kireçtepe’de Gelibolu Jandarma Taburu, Softatepe ve Lalababa Tepeleri’nde dağıtılmış bulunan Bursa Jandarma Taburu konuşlanmıştı. İsmailoğlutepe’de ise, 31. Alay 2. Tabur’u yerleşmişti. Alayın 1. Tabur ise Ağıldere’ye Kuzey Grubu’na takviye olarak gönderilmiştir. Müttefik güçler, ilk gece, sahile toplam 10.300 asker çıkarmayı planlamıştı. Bu bile, buradaki birliklerin karşılaşacakları kuvvetin kendilerinin üç misli büyüklüğünde bir güçle yapacakları muharebenin, önemini göstermekte idi. Çıkarma için Suvla Koyu’nda iki yer seçilmişti. Birincisi Küçük Kemikli Burnu’nun hemen güneyinde “B” ve “C” harfleri ile gösterilen, birbirine yakın iki sahil; diğeri ise, Tuzla Gölü’nün denizle bağlantısını sağlayan kısmın kuzeyinde bulunan “A” harfi ile gösterilen sahildi.

32. Tugay’ın Lalababa Tepesi’ni alması kolay olmamıştır. Burayı Bursa Jandarma Taburuna ait bir bölük sabaha kadar savunmuş, muharebede düşmandan birçok subay ve er öldürülmüştü. Bunlardan biri de tabur komutanı Yarbay Chapman’dır. Zorluklar ve ateş altında kıyıya çıkabilen tugayın bir taburu, 7 Ağustos saat 03:00’de Büyük Kemikli Burnu doğrultusunda ilerlemiş, burada Türk postalarının direnmesi ile karşılaşmış, diğer tabur ise, Softatepe’ye doğru ilerlemesini sürdürmüştür.

Hal böyle olunca, 33. Tugay’dan yardım istenmek zorunda kalınmıştı. Ancak sabah olunca Büyük ve Küçük Kemikli Burunları İngiliz birliklerinin eline geçebilmiştir. Bu ilk çatışmalar ve çıkarmadaki zorlukların da etkisi ile İngiliz birlikleri kıyıda hareketsiz, karmakarışık ve düzensiz bir şekilde bir süre beklemişlerdir.

İngilizlerden oluşan 11. Tümen’den sonra İrlandalı askerlerden müteşekkil 10. Tümen de çıkarılmaya başlanmıştır. C Sahili’ne çıkarılan birlikler, Softatepe’sine hareket etmiş, tümenin 3 taburu ise Lalababa’da bırakılmıştır. Toparlanan birliklerin Mestantepe’ye ilerlemesini ise, Bursa Jandarma Taburu önleyecektir. 10. Tümen’in ikinci çıkarma dalgası, A sahiline yapılmıştı. Diğer taraftan bu birliklerin kahramanca müdâfaaları, İngiliz birliklerinin inançlarını sarsması yanında ilerlemelerini de durdurmuş, Conkbayırı ve Kocaçimentepe bölgelerindeki birliklerin kuzeyden kuşatılmasını önlemiştir.

Yeni takviyelerin ve cephanenin gelmemesi durumunda iki tümenlik kuvvetin bu birlikleri durdurması imkânsızdır. Gelişmeler karşısında bir kere daha yanıldığını anlayan Liman Paşa, Bolayır’da bulunan 7 ve 12. Tümenleri Ahmet Feyzi Bey komutasında harekete geçirmiştir. Bu tümenlerin cepheye gelmesinin 36 saat kadar sürmesi beklenmektedir. Bu durumda cephenin bütün yükü çıkarmayı karşılayan Yarbay Wilmer’in komutasındaki Anafartalar Müfrezesi’ne kalmıştı. O günün sabahı, 7. Tümen saat 09:00’de aldığı emir üzerine, Anafartalar’a yürüyüşe başlamıştı. 12. Tümen birliklerinin Bolayır kıyılarına dağıtılmış olduğundan toplanmaları öğlen 12:00’yi bulmuş, ancak bu saatten sonra yürüyüşe geçebilmişlerdir. 7 Ağustos akşam ise ordu karargâhının olduğu Yalova’dan, Kuzey Grubu’na Saros ve Anafartalar Müfrezesinin Anafartalar Grubu adı altında Albay Feyzi Bey’in emrine verildiği bildirilmiştir.

Ayrıca İngiliz birlikleri de henüz hedeflenen yüksek tepeleri (Tekketepe ve Kavaktepe) ele geçirememiştir. Bununla beraber birliklerin acele olarak taarruza sokulmasının zararı çeşitli defalar görülmüştü. Taarruzu sabaha bırakmaya karar veren Feyzi Bey bu konuda Liman Paşa ile uzun ve tartışmalı telefon konuşmaları yapmıştır. Liman Paşa, taarruzun ertelenmesi önerisine çok kızmış, bu öneri iyi niyetle karşılamayarak aynı gün akşam Albay Feyzi Bey’i görevinden almıştır.

Bu görevden alış Çanakkale Savaşları’nın önemli dönüm noktalarından biri olacaktır. Mustafa Kemal’in bu göreve getirilmesi ile birlikte Türk tarafı taarruza geçmiş, Anafartalar ve Conkbayırı’nda birbiri ardına zaferler kazanılmıştır. Şu da unutulmamalı ki, Feyzi Bey’in özellikle Anafartalar’da kuvvetlerini erken bir taarruzdan koruyarak emirleri uygulamayı tehir etmesi kendi komutanlık kariyerini bitirirken, esasında memleketin geleceği adına büyük bir fedâkarlık yapmıştır. Zira bu kararlılığı ile mevcut birliklerin yıpranmasını önlemiş, hem de yapılacak bir taarruz için birliklere dinlenme ve eksiklerini giderme imkânı vermiştir. Pek tabiî ki İngiliz birliklerinin de bu günleri dinlenerek geçirmesi işaret edilmesi gereken diğer bir husustur. Bu kararın Türk tarihi açısında diğer bir önemi ise Mustafa Kemal’in yıldızının parlamasına vesile olmasıdır.

Komuta kademesinde bu değişiklikler olurken, birlikler de kararlaştırıldığı şekilde taarruz öncesi yaklaşma harekâtına başlamışlardı. 9 Ağustos sabahı her iki taraf da taarruz için tertibatını almıştı. Ancak Türk birlikleri daha önce harekete geçerek başlamakta olan İngiliz taarruzunu kırmıştır. Bu taarruzdaki amaç, İngiliz Kolordu’sunun Anafartalar kesimine yapmakta olduğu ve yapacağı taarruzları durdurarak Damakçılıkbayırı-Mestantepe çizgisini ele geçirip Kocaçimentepe’nin emniyetini sağlamak ve böylece 9. Kolordu ile Anzak Kolordusu’nun birleşmesini önlemekti.

Artık 6 Ağustostan itibaren devam eden sürecin sonuna gelinmekteydi. İngilizlerin tereddütleri üzerine Türk birlikleri büyük gayret ve fedâkarlıkla Kavaktepe- Tekketepe hattına önce varmıştı. Burada konuşlanan 12. Tümen’in taarruz hedefi, Kükürtlüpınar-Mestantepe hattı ile Küçük Anafarta doğu sırtlarından ilerleymek, 7. Tümen ise Damakçılıkbayırı’na taarruz etmekti.

Muharebeler kesin bir zaferle sonuçlanmıştır. Bu zaferle gelecekteki harekâtlar için stratejik öneme sahip Tekketepe, Kavaktepe ve İsmailoğlu gibi tepeler Türk birliklerinin kontrolüne geçmiştir. İngilizlerin bundan sonra artık ilerleme imkânları da kalmamıştır. İnisiyatif artık Türk birliklerinin eline geçmiştir. Anafartalar’daki bu ilk muharebelerde 12. Tümen’in zayiâtı, 1.085, 7. Tümen’in ise 978 kişidir.

6 Ağustostan itibaren devam eden bu beş günlük muharebeler, her iki taraf için ağır olmuş; ortalama Türk zayiâtı 20.000’i, İngiliz zayiâtı 25.000 kişiyi bulmuştur. Bu çıkarmada Türk tarafı Kanlısırtta 6.000, Conkbayırı’nda 9.200, Anafarlarda, 3.000, 19. Tümen Cephesi’nde 1800 kişi zayiatı olmuştur. İngilizler ise en fazla kayıbı Conkbayırı’nda 12.000 kişi, Anafartalar’da 8.400 kişi zayiat vermiştir. Kanlısırt’ta zayiatları 2.000 olurken 19. Tümen Cephesi’nde 2.600 kişidir.

ARIBURNU HAREKÂTI (KANLISIRT VE CONKBAYIRI MUHAREBELERİ)

Savaşların en şiddetli yerlerinden biri olan Düztepe, Conkbayırı, Besimtepe, Abdalyarı, Kurtgeçiti’nden Kocaçimentepe’ye kadar tepe ve geçitlerle birlikte bu yerlerden denize uzanan vadiler ve aralarındaki sırtlardan oluşan İngilizlerin Sarıbayır olarak isimlendirdiği bölgedeki harekâtı, Arıburnu’ndaki Anzak birlikleri gerçekleştirmiştir. Harekât, saat 04:30’dan sonra, Kanlısırt siperlerinin bir saat kadar bombalanmasından sonra saat 05:30 civarında üç dört saf halinde Anzak birliklerinin taarruzu ile başladı. İlk iki taarruz dalgası, önceden kazılan tünellerden yapılmış, tarafsız bölgeden geçiş az zayiâtla başarılmıştı. Diğer iki dalga ise hemen bunun ardından olmuştu. Türk siperlerine ulaşıldığında kanlı muharebeler başlamıştı. Diğer taraftan ağır bombardımanda siperlerin bir kısmının yıkılması sebebiyle mazgallar kapanmıştı. Buranın savunması ile görevli 16. Tümen 47. Alay’ın taburlarının tamamı yok olma noktasına gelmişti. Harpten sonra Çanakkale mevzilerini dolaşan Alman tarih yazarı Rudolph Stratz, gördüğü manzarayı şöyle anlatmaktadır:

“Gelibolu Yarımadası’nın tamamen boşaltılmasından sonra bir siperde bulunan iki iskeletin üzerindeki üniformalarından birinin Türk askerine, diğerinin de bir İngiliz askerine ait olduğunu gördüm. Bunlar, süngülerini birbirinin kalbine saplamış olarak siper duvarının dibinde cansız yatıyorlardı.”

Kanlısırt’a yapılan ilk taarruzla birlikte cephe, 13. Alay 3. Tabur’u, bu da yeterli olmayınca 19. Tümen’in 57. Alay 1. Tabur’u ile takviye edilmiş, saat 19:00’da tekrar başlayan taarruz 16. Tümen komutasında gerçekleşmiş, bütün gayretlere rağmen İngiliz birlikleri girdikleri siperlerden atılamamıştır. Bu durum karşısında Esat Paşa, harekete hazır olma emri verilen 15. Alay’ın yürüyüşünü çabuklaştırarak Kanlısırt’a intikalini, 9. Tümen Komutanı Albay Kannengiesser’e de 26. Alay’ı Kabatepe ve Kumtepe kıyılarını koruma görevinde bırakarak 25 ve 64. Alaylar ile getirebileceği kadar topçu birlikleri ile Kanlısırt doğrultusunda hareket etmesini emretmişti.

6-7 Ağustos gecesinde Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa, yapılacak bir taarruzla Kanlısırt’ın geri alınmasını istemişti. Zira Kanlısırt, Kuzey Grubu’nun en önemli dayanak noktasıydı. Biraz daha ilerleyip Karayürük Deresi’ne hâkim olunması halinde cephenin yarılması ihtimali kuvvetliydi.

Türk tarafı Kanlısırt’ta birkaç siperi daha geri almış olsa da, 7 ve 8 Ağustosta yapılan muharebeler, fazla bir sonuç vermeyecektir. 10 Ağustosa gelindiğinde başlangıçta Türk birliklerini meşgul etmek amacıyla başlayan harekât, hedefi itibari ile bu amacını çoktan aşmıştı. Diğer taraftan Müttefik kuvvetler Türk birliklerinden önemli bir yekûnu üzerlerine çekerek amaçlarına da ulaşmışlardır. Özellikle Kuzey Grubu’ndan üç alaydan (13, 15 ve 12. Alaylar ile 10. Alay 4. Tabur) fazla ihtiyat kuvveti çekerken bölgenin savunması üzerinde olan 16. Tümen’i de haylice yıpratmıştır. Buna karşın 16. Tümen, taarruzu karşılayarak Kanlısırt’ın ele geçirilmesine rağmen durdurmuş ve tüm Kuzey Grubunun çökmesini önlemiştir.

Harekât, 6 Ağustos akşamı hava karardıktan sonra 2.000 kişiden oluşan sağ cenah örtü kuvvetinin ilerlemesi ile başlamıştı. Bu kuvvet, siperlerden bir kısmının kütüklerle tahkim edilmiş eski 3 Numaralı ileri karakolunu ani bir baskınla ele geçirdikten sonra ilerlemesine devam etmiştir. Saat 23:00’de Damakçılarbayırı’na ulaşılmış; gece yarısında (saat yarımda) burası 200 Türk esirle birlikte ele geçirilmişti.

Müttefik kuvvetlerin, 6 Ağustosta, harekâtın asıl hedefi olan Conkbayırı’na Türk birliklerinin kuvvet kaydırmasını önlemek amacıyla başlattığı Kanlısırt taarruzu, bütün şiddeti ile devam ederken, harekâtın asıl noktalarından biri olan Suvla Limanı’na planlanan çıkarma saat 22:30’da başlamıştı.

Sabah saat 06:00’ya gelindiğinde Yeni Zelanda Tugayı bir kısım kuvveti ile Şahinsırtı’nı ele geçirerek Conkbayırı’na ilerlemesini sürdürmüştür. Diğer taraftan 29. Hint Tugayı da Conkbayırı batısındaki Ağıl kesimine, 4. Avustralya Tugayı ise, Asmalıdere’nin güneybatı sırtlarına ulaşmıştı. Bu durumda 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal, 7 Ağustos sabahı Şahinsırtı’nın ele geçirildiği haberi üzerine elindeki ihtiyat kuvvetlerinden 14. Alay 1. Tabur’u, Kocaçimentepe’ye, son ihtiyatı 72. Alay’ın iki bölüğünü de Conkbayırı’na göndermiş, böylece bu sırada her hangi bir birlik olmayan Kocaçimentepe-Conkbayırı hattının ilk tedbirini almıştır. Mustafa Kemal Şahinsırtı’ndaki İngiliz birlikleri ile muharebeye başlayan 14. Alay 1. Tabur’a ne pahasına olursa olsun, Conkbayırı’nı tutmasını emretmiştir. Böylece İngilizlerin ilerleyişi engellenmişti.

7 Ağustos sabahı 08:00’e doğru, Allanson ile Gurkhaları, Besimtepe ateş menzili içinde yerleşmiş, Avustralyalılar, bir avuç keskin nişancının savunduğu Kocaçimetepesi’nden bir mil mesafede beklemeye başlamışlardı. Sağ Taarruz Kolu Komutanı, Johnston’un Yeni Zelandalıları da, savunulmayan Conkbayırı’nın zirvesine yaklaşık olarak 1.000 yarda uzaklıktaki Şahinsırtı’nda, iyi bir şekilde mevzilenmiş ve hâlâ Canterbury Taburu’nun gelmesini beklemekteydiler. Türk birliklerini tamamen kuşatan İngiliz birlikleri, tam bir zaferin eşiğinde durmakta idiler.

Esat Paşa durumun nazikleşmesi üzerine Kanlısırt’a takviye için gönderilmesi planlanan 9. Tümen’i Conkbayırı’na göndermeye karar vermiştir. Bu emri alan Tümen Komutanı Alman Albay Kannengiesser, kendisine bağlı 64 ve 25. Alayları Conkbayırı’na doğru yürüyüşe geçirmiştir. Conkbayırı’nı savunmakla görevlendirilen ve durumu görmek için alaylarından önce cepheye giden Albay Kannengiesser, beklenmedik bir takviye kuvvet olarak nitelediği 14. Alay’ın 1. Tabur’u ile 72. Alay’ın iki bölüğünü alarak 25 ve 64. Alay komutanlarının, kıtalarının Conkbayırı’na yaklaştığı haberini getirene kadar bu birliklerle, iki tarafında küçük birer muharebe cephesi kurmuştur. Tümen Komutanı Kannengiesser, saat 06:30’da durumu görmek için Besimtepe’ye çıktığında 64. Alay Kurdgeçidi ardına henüz gelmiş, 25. Alay ise yürüyüş halindeydi. 64. Alay’ı Asmalıdere dolaylarında İngilizlere karşı direnen ve çekilmek durumunda kalan kuvvetlere takviye olarak verirken, 25. Alay’ın da hızla Conkbayırı’na yetişmesini emretmiştir. Topçu atışı sonrası başlayan taarruzu, 14. Alay 1. Taburu karşılamış, 25. Alay’ın yetişmesi ile taarruz durdurulmuştu. Artık gün boyu yeni bir taarruz faaliyetinde bulunulmamış, taarruz kolları Şahinsırtı ile Conkbayırı sırtlarında siper kazmaya başlamışlardı. Taarruz ise ertesi güne ertelenmişti.

Tümen komutanı Kannengiesser’in yaralanması üzerine tümen komutanlığına Güney Grubu’ndan ihtiyat olarak gönderilen 4. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Bey getirilmiştir. Yarbay Cemil Bey, Kocaçimentepesi’nden, saat 13:00’de komutayı ele almıştır. Tümen Komutanı Kuzey Grubuna akşamüzeri 17:30’da gönderdiği raporda düşmanın Conkbayırı taarruzunun durdurulduğu ve gece Şahinsırtı’nın ele geçirilmek üzere bir taarruzun yapılacağı belirtilerek başka önemli bir durum hatırlatılmaktadır: Anafartalar çıkarması nedeniyle ilerleyen düşman birlikleri karşısında Anafartalar Grubu komutanı Wilmer takviye birlik istemektedir :

Görüldüğü üzere düşmanın bu ilerleyişi de kısa süreli olmuştu. Conkbayırı’nın zaptı esasen söz konusu değildir. Aslında Conkbayırı’nın zirvesinin Yeni Zelandalıların eline geçtiğini söylemek de mümkün değildir. Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere 64. Alay’ın geri çekilmesi tamamen taktik icadı idi.

Kocaçimentepesi ve Conkbayırı bölgelerindeki birliklerin Anafartalar Grup Komutanlığı emrine verilmesi üzerine Kuzey Grubu bölgenin kendi sorumluluğundan çıkmış olmasına rağmen taşıdığı öneme binaen gerektiği zaman kendi imkânı ile yardımda bulunmuştur. Grup Komutanı Esat Paşa elinde bulunan ihtiyat 10. Alay’ı 19. Tümen emrine gönderirken kardeşi Mirliva Vehip Paşa’dan telefon ederek kuvvet istemişti. Vehip Paşa bu istek üzerine 8. Tümen’i iki alayı ile birlikte göndermişti. Tümen komutanı Kuzey Grubu emrine girdikten sonra Conkbayırı’ndaki birliklerin de komutasını alarak 8/9 Ağustos gecesi saat 22:30’da yaptığı taarruzda bütün gayretlerine rağmen İngilizleri atamamıştır.

Conkbayırı’nda her yeni gün diğerinden farklı olmaktaydı. Bu bölgeye birçok birlik intikal ettirilmiş, ancak kumanda meselesi tamamen çözülememişti. Toplanan birliklerin bir düzen içinde maksada uygun bir şekilde sevk ve idare edilmemesinden istenen netice alınamamıştı. Mustafa Kemal’in Anafartalar Grup Komutanlığı’na getirilmesi sürecinde, esasında onu ilk tavsiye eden 3. Kolordu Kurmay Başkanı Fahrettin Bey (Altay) olmuştur. Conkbayırı’ndaki durumun gönderilen birçok birliğe rağmen tehlike arz etmesi ve istenilen neticenin alınamaması üzerine Fahrettin Altay, Esat Paşa’ya buraya kudretli bir komutanın göndermesi gerektiği bu kişinin de Mustafa Kemal olduğunu söylemiş; Esat Paşa da bunu uygun bulmakla birlikte bunu bizzat kendisinin, (Fahrettin Altay) ordu komutanına yapmasını istemiştir.

Fahrettin Altay telefonla 5. Ordu Kurmay Başkanı Kazım Bey’i arayarak Conkbayırı’ndaki durumu izah ettikten sonra Mustafa Kemal’in kolordu komutanı olarak tayinini teklif etmiş, bu teklifin Esat Paşa tarafından da uygun görüldüğünü belirtmiştir.

Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığı’na Enver Paşa’nın onayı da alındıktan sonra 09:45’de getirilmiş, hemen hazırlıklarını yapıp, 19. Tümen’in komutasını da 27. Alay Komutanı Şefik Bey’e teslim ettikten sonra gece yarısına yarım saat kala, Çamlıtekke’ye hareket etmiştir. Böylece 8 Ağustos akşamı Anafartalar Grup Komutanlığı’na getirilen Mustafa Kemal’in mesul olduğu alan da genişletilerek, Conkbayırı da dahil edilmiştir. Mustafa Kemal’in Anafartalar’da 7 ve 12. Tümenle yaptığı bu mücadelede başarılı olmuştur. Daha sonra ki süreçte 8. Tümen birliklerinin de Anafartalar Grup Komutanlığı emrine verilmesi ile Mustafa Kemal’in mesul olduğu kıta artmış ve mesafe de genişlemiştir. Mustafa Kemal, Anafartalar’da durumu bir dereceye kadar düzene koyduktan sonra öteden beri rahatsız olduğu Conkbayırı’ndaki duruma el koymak üzere akşamüzeri ağır bombardıman altında yürüyerek 8. Tümen Karargâhına gelmiştir. Tümen komutanından birliklerin durumu hakkında bilgi almıştır. Conkbayırı’ndaki muhtelif birlikler değişik yerlerde bulunduğundan aralarında da bir irtibat sağlanamamıştı.

Mustafa Kemal aldığı bilgiler ışığında, 10 Ağustos sabah 4:30’da baskın şeklinde bir taarruza karar vermiştir. Oysa diğer komutanlar yeni takviyelerin beklenmesi görüşündedir. Taarruzun başarısına inanan Mustafa Kemal, planladığı taarruzu başlatma konusunda kararlı tavrını sürdürmüştür:

Mustafa Kemal, düşmanın şiddetli ve seri bir baskın ile mağlup edilebileceğine inanmaktaydı. Bunun içinde çok kuvvetten ziyade dikkatli ve fedâkarâne bir sevk ve idare, maksadı temin edebilirdi. Bunun ispatı için de, geceyi taarruzu yapmayı düşündüğü ana kuvvet olan 8. Tümen birliklerinin başında geçirmiştir. Mustafa Kemal’in bu taarruzdaki kararlılığının bir değişiklik göstermemesi de takviye olarak gönderilen ve yolda bulunan 41. Alay’ın cepheye yetişememesi durumunda bile -ki yetişmesi beklenmiyordu- harekâta başlayacak olmasıydı. Birliklerin taarruz planını hazırlamış, süngü taktırdığı birlikler taarruza hazır halde beklemekteydi. Buna göre hücum, Conkbayırı güneyindeki 261 Rakımlı Tepe’yle, Conkbayırı’nın kuzeyini görmeye elverişli olan boyun noktasındaki birlikten, saat 04:30’da kaldırılacak kürek işareti ile başlayacaktı. Gece gelecek 28. Alay 261 Rakımlı Tepe’yle Düztepe arasında taarruz edecek; 41. Alay bu taarruza yetişemeyeceğinden, ihtiyatı oluşturacaktı.

Taarruz, planlanan şekilde hızlı başlamış, siperlerinden ok gibi fırlayarak İngiliz siperlerine dalan Mehmetçik, kanlı bir süngü muharebesine tutuşmuştu. Muharebe fazla sürmemiş, Conkbayırı sırtlarındaki iki İngiliz taburundan kurtulanlar düzensiz bir şekilde geriye çekilmek zorunda kalmışlardır. 23. Alay, kaçan İngiliz askerlerinin peşine takılmıştı. Diğer taraftan Ağıl kesimine hücum eden Türk askeri ile bu bölgedeki General Boldvin’in tugayı arasında ise, kanlı süngü muharebeleri devam etmekteydi. Saatlerce süren, Yarımada’nın bu en kanlı süngü muharebesinde galip olan, Türk tarafı olmuş; Conkbayırı’nın batı yamaçlarındaki Ağıl kesimi ele geçirilmiştir. Bu muharebede Tugay Komutanı General Boldvin ile kurmay başkanı da öldürülmüştü.

Bu sırada bir şarapnel parçası muharebeleri bizzat yöneten ve hadiseleri takip eden Mustafa Kemal’in göğsünün sağ tarafına çarparak cebindeki saati paramparça etmiş, vücudunda derince bir kan lekesi bırakmıştır.

Mustafa Kemal’in âni ve ısrarlı taarruzu ile düşman, Conkbayırı eteklerinden geri püskürtülmüş, Şahinsırtı’nın doğu kısımları ise Türk askerinin kontrolüne geçmişti. Hatta kısım kısım bazı müttefik birlikleri sahile kadar çekilmişti. Grup komutanı, elde edilen başarının kalıcı olması, Türk birliklerinin sayıca fazla düşman kuvvetleri arasında kaybolma ihtimali ve taarruz sırasındaki kayıplar da göz önüne alınarak 12:15’de 8. Tümen emirle taarruza ara vermiştir Conkbayırı’nda eşine az rastlanır bir kahramanlık gösteren Mehmetçik binlerce kardeşini şehit olarak toprağa verme pahasına düşmana geçit vermemiştir.

 

SEDDÜLBAHİR TAARRUZU

Türk birliklerini şaşırtmak ve harekâtın asıl ağırlık noktalarına birlik kaydırmayı önleme amacı ile Seddülbahir bölgesinde bir taarruz planlanmıştır. Taarruz, Kirte Deresi’nin her iki tarafındaki mevzilere yapılacaktı. Her ne kadar bu, İngiliz resmi tarihinin de ifade ettiği üzere, bir taktik taarruz olsa da Seddülbahir’de 8. Kolordu Karargâhı’nda neredeyse Nisan ayındaki iyimserlik hakimdi. Genel Karargâh’ın kolorduya verdiği, sınırlı hedefler unutularak 6 Ağustosta verilen husûsî kolordu emrinde Kirte’nin ve Alçıtepe’nin erkenden zapt edilmesi istenmiştir. Yapılan planına göre, taarruz 14:20’de yavaş tempoyla ağır toplar ateşe başladıktan bir saat sonra bölgedeki tüm sahra topçuları ve makineli tüfekler ateşe başlayacaktı. 15:50’de de birlikler hücuma geçecekti.

İngiliz top ateşinin başlamasından hemen sonra Türk topçusu da aynı şiddetle karşılık vermişti. Bu ateş, İngiliz siperlerinde ağır tahribe yol açarken, haberleşme telefonlarını da tahrip etmişti. Ulaştırma hendekleri tıkanmış, iki İngiliz topu da, saf dışı kalmıştı. Hemen ardından 03:50’de piyadenin hücumu başlangıçta ağır zayiâta uğrayarak Türk siperlerine yanaşması, harekâtı geriden takip edenleri iyimserliğe sevk etmiş ve karargâha hedeflerin zapt edildiğine dair raporlar yazılmasına sebep olmuştu. Gerçekte, durum bundan farklıdır; 88. Tugay parçalanmış, başlangıçta ele geçirilen mevzilerden çekilmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte 88. Tugay, muharebeye giren 3.000 erden 2.000’ini kaybetmişti. Taarruzun başarısızlıkla sonuçlandığını anlayan General Cayley’in raporları, kolordu ve tümen karargâhında itibar edilmemiş, aksine ilk gelen raporlar çerçevesinde taarruzun başarı ile neticelendiği kanaatine varılmıştı.

7 Ağustosta yapılan taarruzların da bir sonuç vermemesi, Hamilton’u korkutmuştu. Zaten mevcut erlerle, takviye alınmadan yapılan bu taarruzun ilerletilmesi ve sonucun yine başarısızlık olması, birliklerin durumunu iyice zora sokması, kuzeyde gelişen harekâtı zor duruma sokabilirdi. Hamilton’a göre buradaki birliklerin savunmada kalması gerekmekteydi. Belki ileride buradan kuzeye kaydırılacak birliklerle Türk kuvvetinin zayıflaması sonucu yeni bir taarruz düşünülebilirdi.

AĞUSTOS MUHAREBELERİ

25 Nisandan itibaren Müttefikler, hedeflerine ulaşmak için Yarımada’ya bir biri ardına binlerce asker getirmiş, birçok kanlı muharebeye rağmen elde edilen netice, birkaç kilometre karelik toprak parçasından öteye gidememiştir. Beklenmeyen ağır kayıplar, yaz ile birlikte başlayan sıcaklar, hastalıklar, durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale sokmaya başlamıştır. Bütün bunlara rağmen Hamilton, Yarımada’nın biraz cephane ve asker takviyesi ile ele geçirilebileceği inancını daima korumuş, Londra’ya çektiği telgraflarda da bunu daima belirtmiştir. Diğer taraftan İngiltere, Batı Cephesi’nde istenilen sonucu da bir türlü alamamaktaydı.

Chuchill’in 5 Haziranda İskoçya liman kenti Dundee’de yaptığı konuşmadaki “Çanakkale Muharebesi ağır ve yıkıcıdır. Fakat zafer, kesinlikle elde edilecek ve her şey yoluna girecektir.” sözleri, İngiltere’nin Gelibolu hareketine yaklaşımını göstermesi bakımından önemlidir.

Lord Kitchner, Hamilton’un talepleri karşısında fikrini değiştirmeye başlamıştır. Yeni kabine kurulduktan sonra Savaş Konseyi, Çanakkale Komitesi adı ile 7 Temmuzda toplanmış, Çanakkale’ye üç yeni tümenin daha gönderilmesine karar verilmiştir. Temmuz sonunda, bu tümenlere iki yeni tümen daha eklenecektir. Artık uzun zamandır konuşulan Suvla planı netleşmeye başlamıştı. Birlikler kiralanan transatlantik gemileri ile Gelibolu’ya nakledilirken, yeni çıkarma planları da hazırlanmaya başlamıştır.

5. Ordu da, aldığı istihbaratlar üzerine hazırlıklarına başlamış, cephe hattında yeni düzenlemelere gitmiştir. Zira son muharebelerden sonra hâkim olan uzun sessizlik, yakın zamanda yeni bir harekâtın olacağının işaretçisiydi.

II. KEREVİZDERE MUHAREBELERİ

II. Kerevizdere Fransız kaynaklarında ilk çıkarma gününden itibaren girişilen muharebelerin beşincisi olması nedeni ile V. Kerevizdere, İngiliz kaynaklarında başlangıçta Alçıtepe veya Kanlıdere Muharebeleri olarak isimlendirilen bu iki günlük muharebelerde müttefiklerin amacı, Zığındere üzerinde yapılan önceki başarılı harekâtın nihâi hedef olarak belirlenen Alçıtepe üzerine yapılacak taarruz öncesi cephenin sağ tarafını Fransız topçusu himayesinde ileri sürerek diğer kısımlarla aynı hizaya getirmekti.

Müttefik güçlerinin birlikleri ise, Alçıtepe’ye 2 mil uzakta bulunmaktaydı. Taarruz edilmesi düşünülen cephe Kanlıdere’nin kuzeybatısındaki sahilden, doğuda Fransızların Rognon olarak isimlendirdikleri Yassıtepe arasında yaklaşık 1600 metrelik bir alanı kapsıyordu. Her iki taraf arasındaki siper derinlikleri ise, 200 ile 400 yarda arasında değişmekteydi. Taarruzu, İngiliz 52. Tümen’in 155 ve 157. Tugayları ile Fransız birliklerinin yapması kararlaştırılmıştır. İngilizlerin taarruz planına göre ilk önce 155. Tugay taarruza geçecek, 9 saat aradan sonra, 157. Tugay taarruza başlayacaktı.

Taarruz klasik şekilde başlamış, sıcak bir 12 Temmuz sabahı 07:35’de top ateşi kesildikten hemen sonra, plan gereği, İngiliz 155. Tugay birlikleri taarruza geçmiştir. Planlanan E11 siperleri zorlu bir mücadeleden sonra alınmış olmasına rağmen, büyük kayıp verilmişti. Akşamüzeri yapılan taarruzlarda tugay, mevcudunun % 60’ını kaybetmiş bir haldeydi. Fransızların taarruzları zayıf topçu himayesine sahip Türk tarafına büyük zayiât verdirmiş, ilk hamlede Rognon mevzilerinin batısındaki siperlerin yarısı zapt edilmişti.

12 Temmuz muharebeleri çok şiddetli geçmekteydi. Her iki taraf için de büyük öneme haiz bu muharebelerde müttefik kuvvetler büyük kayıplar vermişti. Hamilton bu durumu “Derinliğine 170-360 metre ilerledik. Bu gece yeni mevzilerimizde tutunabilirsek, bu yalnız arazi kazanma olmayacak, fakat ileri hatlarımızı da oldukça kuvvetlendirecektir.” şeklinde değerlendirerek, şu önemli gerçeği ifade ediyordu: Artık çıkarmanın ilk günlerindeki büyük hedefler değişmiş, küçük ilerlemeler bile önemli bir başarı sayılmaktaydı.

Ertesi gün yapılan harekâttan müttefik kuvvetler istedikleri neticeyi alamamışlardı. Bu iki günlük muharebelerin sonucunda İngilizler, Kemalbey Tepesi’nin bulunduğu sırtlarda Kerevizdere’ye hâkim bir hat tutmuş ve dere bitiminde bir miktar yer kazanmış olsalar da ne taarruzlarının başından beri hedeflenen gayeye ulaşılmış ne de Türk savunma hattındaki birliklerin savunma direnci kırılabilmiştir. Daha sonraları ise, bu hat, pekiştirilerek birliklerin oluşturduğu cephe müttefik kuvvetlerin Seddülbahir bölgesinden çekileceği güne kadar aynı kalmıştır. Seddülbahir bölgesinde bu muharebelerden sonra bu çaplı bir muharebe de olmayacaktır.

ZIĞINDERE MUHAREBELERİ

28 Haziran-5 Temmuz

Mevzii muharebeler döneminde, asıl taarruz öncesi yapılan Müttefiklerin kısmî taarruzlarından diğeri ise, cephenin sol kanadındaki Zığındere sırtlarına yapılmıştır. Kerevizdere Muharebeleri’nde Fransızların büyük bir başarı olarak gördükleri ilerlemenin cephenin sol kanadında da olması gerekiyordu. Kirte Deresi’nin batısındaki Zığındere mevzilerinin muhafazasını Albay Refet komutasındaki 8.000 kişilik 11. Tümen üslenmişti. Böylece, Alçıtepe yolunda önemli bir engel daha kaldırılacak, merkezdeki ilerleme, sağ ve sol kanatlardan bir ateşe maruz kalmayacaktı.

General Hunter Weston, harekâtı yönetmek için General De Lisle’i görevlendirmiş, piyadeyi istediği şekilde düzenleme konusunda da onu serbest bırakmıştı. Kendi tümenine ilave olarak Hint Tümeni’ni ve 156. Tugay’ı da emrine vermişti. Bu muharebelerde dikkat çeken diğer bir hususu ise, harekât için 12.000 atımlık bir cephanenin tahsis edilmiş olmasıdır. Bu Seddülbahir’deki cephanenin 1/3’nün bu taarruzda harcanmasını ifade etmekteydi.

Hâlbuki III. Kirte Muharebeleri’nde kullanılan top mermisinin toplamı 6.000 idi. Burada ise durum değişmiş, cephe hattı azalmasına rağmen kullanılacak top mermisi miktarı artmıştır. Bununla birlikte, muharebelerin ilerleyen döneminde bu miktar da aşılmış, 16.000’e ulaşılmıştır. Bu bile, tek başına Zığındere’de Muharebeleri’nin ne kadar kanlı geçtiğini göstermesi bakımından yeterlidir.

28 Haziran sabaha doğru saat 02:00’de başlayan şiddetli bombardıman günün ilk ışıklarına kadar devam etmişti. İlk taarruz sırasında İngilizlerin Boomerang adını verdikleri, kendi siperlerine en yakın (33. Alay’ın 2. Tabur 5. Bölük tarafından savunulan) siperler ele geçirilmiş, 100 de esir almışlardı. Siperlerin ağır top ateşi ile tahrip edilmesi ele geçirilmelerini kolaylaştırmış, öğlen vakti J13’e kadar siperler İngilizlerin eline geçmişti.

Bu arada gönderilen taburlarla İngilizlerin Triyandafil Çiftliği ve Keçi Deresi bölgesindeki ilerlemeleri durdurulmuştur. Bu durumda, Güney Grubu Komutanı Weber Paşa, Ordu Komutanlığı’na birliklerin Soğanlıdere doğu sınırına çekilmesini bile teklif etmiş, daha soğukkanlı davranan Liman Paşa ise, askerde paniğe neden olacak bir çekilmeyi kabul etmemiştir. Zığındere’de yapılan bu mücadeleyi Mehmed Nihad taarruz sonrası her iki tarafın da herhangi bir kazanç sağlamadığını, aksine binlerce vatan evlâdının şehit olduğunu belirtmektedir.

 

KEREVİZDERE VE ZIĞINDERE MUHAREBELERİ

15 Haziranda Hamilton güneyde yapılacak harekâtlar için hazırlık emri vermiştir. Hedef, cephenin her iki kanadı yani Kerevizdere ve Zığındere’de ilerleme sağlayarak merkezde yapılacak harekâtın, emniyetini sağlamaktı.

Bu taarruz, 600 metre civarında bir cephede Fransızların Lejyonlar ve zühaflardan oluşan birlikleri ile tek başına yapacakları ilk harekâttı. Bu harekât ile 83 rakımlı tepenin yanında Fransızların Haricot diye isimlendirdikleri ikinci hat siperlerinin de ele geçirilmesi hedeflenmiştir. Harekât, sabah 05:15 yaklaşık 45 dakikalık ağır bir bombardımandan sonra saat 06:00’da başlamıştır. Şiddetli bombardıman bütün siperleri tahrip etmiş, neredeyse kullanılamaz hâle getirmişti. Bu taarruzu 19 Mayısın yorgun tümeni 2. Tümen karşılamıştır.

Alınan tedbirler ve gelen takviyeler ile her iki alay direnmesini devam ettirmiş, Fransız birliklerinin 14:15’de başlayan 3. taarruzu da neticesiz kalmıştı. 16:00’da sabahtan beri devam eden Fransız taarruzları durdurulmuş, düşman yalnız iki alayın iç kanatları arasındaki bölgede, irtibat hendeklerine kadar ilerlemiş ve yerleşmiştir.

Müttefiklerin, ele geçirdikleri 150-200 metrelik mevzii dışında başka kazançları olmamıştır. Aksine kayıpları elde edilen neticeye nazaran, pek fazlaydı. İngiliz yazar Fransız taarruzunun kaybını 2.500’den fazla ölü ve yaralı olarak verirken; Roux ise, bu konuda herhangi bir sayı vermemeyi tercih etmiştir. 5. Ordu komutanın Yalova’dan Başkomutanlık Vekâleti’ne gönderdiği raporda düşmanın zayiâtının 7.000, Türk tarafının zayiâtını ise, son tespit edilen rakam ile 79 subay 5800 er olarak belirtmiştir.

III. KİRTE MUHAREBESİ

4 Haziran 1915

Yapılması düşünülen taarruzun tarihi 4 Haziran olarak tespit edilirken hedefe ulaşma konusunda bu sefer daha temkinli planlar hazırlanmıştır. Ayrıca bu muharebeler sırasında ilk defa zırhlı arabaların kullanılması kararlaştırılmıştı.
Türk tarafında ise hazırlıklar bitirilmişti. Güney Grubu Komutanı Weber Paşa birliklerinden, Kirte-Seddülbahir yolunun sağ tarafına 9. Tümen, sol tarafına ise 16 Mayısta Akbaş İskelesi’ne gelip Güney Grubu emrine verilen 12. Tümen yerleştirilmişti. Bu zamana kadar kahramanca mücadele eden 19 ve 20. Alaylardan mürettep alay ve 7. Tümen, Grup ihtiyatı olarak Alibey çiftliği kuzeyine çekilmişti.

4 Temmuz saat 08:00’de başlayıp 11:00’den sonra şiddetlenerek devam eden bombardıman, adetâ ateş püskürtmekteydi. Ateşin bütün bu şiddetini sükûnet içinde karşılayan ya da karşılamak zorunda kalan Türk kuvvetlerinin sessizliği ise Müttefiklerde Türk siperlerinde ağır kayıplar olduğunu düşündürmüştü. Saat 12:10’a gelindiğinde Fransız kuvvetleri siperlerde bombardımanın etkisiyle bir tek canlı kişinin kalmadığı düşüncesiyle 12. Tümen cephesine taarruza başlamışlardı. Fakat gösterilen şiddetli mukabele ve yoğun ateş ağır kayıp verdirmesi üzerine Fransızlar taarruzu durdurmak zorunda kalmıştır. Kullanılan 8 zırhlı araç ise, arazi şartlarının yoğun bombardımanda bozulması ve beklenmedik gelişmeler sonucu yolda kalmış, arabalardan bir kısmı devrilerek devre dışı kalmıştır. Kirte’ye giden patika yoldaki zırhlı arabalar, Türk siperlerine ulaşmışlarsa da Türkler tarafından hazırlanan yaklaşık 2 metre genişlikteki siperlerden geçememiş arabalardan hala çalışanlar yoğun ateş nedeni ile geri çekilmek zorundan kalmıştır. Muharebelerin devamında bu arabalar bir daha kullanılmamıştır. Muharebenin birinci günü son bulurken Hamilton hayal kırıklığına uğramıştı.

Aspinal, İngiliz kayıplarını 4.500 olarak vermektedir. Fransızların kaybını ise Fransız harp muhabiri Roux, 31 subay ve 2.000 er olarak kaydetmiştir. Roux’a göre İngiliz er ve subay zayiâtının toplamı ise 6.000 civarındadır. Türk birliklerinin zayiâtı ise toplamda 9.000 olduğu kabul edilmektedir.

 

19 MAYIS GECE TAARRUZU

Başkomutanlık 5 ve 6 Mayısta 5. Ordu’ya gönderdiği emirlerde, genel bir taarruzun yapılmasını istemekteydi. 6 Mayısta gönderilen emirde ayrıca taarruza 12. Tümen’in gönderileceğini, ikmâl erlerinin de 20.000’e çıkarılacağını bildirmiştir. Bununla beraber Başkomutan Vekili Enver Paşa 11 Mayısta cepheye gelmiş ve incelemelerde bulunmuştur.

Bu taarruz için Enver paşa 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın fikrini almış Esat Paşa, birliklerin durumunu beyan ettikten sonra, bu durumda iki seçenekleri olduğunu belirmiştir: Birincisi hazır bir şekilde düşmanın taarruzunu beklemek ikincisi ise birçok zayiatı göze alarak düşmana taarruz etmek ve denize dökmek.

5. Ordu Komutanı Liman Paşa’da Mustafa Kemal’e haber gönderip fikrini sormuştur: Mustafa Kemal Paşa düşmana karşı son ve kesin bir harekâta karar verilmesi zamanının geldiğini belirtmiş yapılacak bu harekâta bütün Kuzey Grubu’nun katılması gerektiğini beyan ettikten sonra, aslolan kararın daha yüksek komuta kademesine ait olduğunu ifade etmiş ve adres olarak kolordu komutanını göstermiştir. Esat Paşa ise, ordu komutanına bu konudaki rahatsızlığını bildirmiş, kendisinin bu harekât hakkında önceden fikrini beyan ettiğini hatırlatmıştır. Diğer taraftan 3. Kolordu Kurmay Başkanı Kazım Bey’le Enver Paşa’ya gönderdiği mektupta harekâta karşı görüş bildirmiştir.

Alt rütbedeki komutanların uyarılarını dinlemeyerek ne olursa olsun taarruz fikrinde ısrar eden 5. Ordu Komutanlığı’nın, 17 Mayısta yayınladığı emirde, taarruzun 19 Mayıs gece 03:30’da başlayacağı, 2. Tümen’in de 3. Kolordu emrine verildiği anlaşılmaktadır. 2. Tümen’in 18/19 Mayıs gecesi mevzilere sokulurken fazla gürültü çıkarması, gecenin erken saatlerinde başlayan düşman ateşlerine karşılık verilmesi 03:30’da başlayacak taarruzu baskın olmaktan çıkarmış, düşmanın diğer birliklerini de uyarmıştır.

Gece 03:30’da başlayan, gece boyunca tüm kanat ve kesimlerde devam eden taarruzun ilk saatleri çok kanlı geçmiş, Türk askerinin birçoğu düşman siperlerinden gelen makineli tüfek ateşi nedeni ile daha siperlere yaklaşamadan şehit olmuştu. Bir türlü istenen netice elde edilememekteydi. Gece boyu süren taarruzun Sabah erken saatlerde de devam etmesi işleri daha da zorlaştırmış neticede taarruz başarısız olmuştur. Anzaklar iyi bir savunma hattı kurmuşlardı. 42.000 kişilik Türk birlikleri yaklaşık 13.000 kadar olan Anzak gücü karşısında bir başarı elde edememiş, taarruzlar 10:00’dan itibaren Genel Karargâh tarafından durdurulmak zorunda kalındığında zayiat 3.369’u şehit, 5.967’si de yaralı olmak üzere toplam 9.487 kişi olmuştur.

Bu taarruzdan sonra Anafartalar Muharebelerine kadar Arıburnu’nda başka önemli bir harekât olmamıştır. Taarruz sonrası taraflar arasında insanî bir yaklaşımın başlamasına sebep olacak olaylarda cereyan etmiştir. Muharebeden İki gün sonra Anzaklar tarafından bir Kızılhaç bayrağı çıkarılarak yaralı ve ölülerin toplanması için bir ateşkes teklifinde bulunulmuştur. Bu teklif üzerine iki tarafta ateşkes konusunda anlaşarak ölülerini defnetmeye başlamışlardır bu durum ister istemez ilk defa iki düşmanın savaşmak dışında da bir araya gelmesine neden olmuştur. Her iki tarafa arasındaki bu ilk irtibat zihinlerdeki birçok yargının da yıkılmasına yardımcı olmuştur. Artık Anzaklardaki Türk nefreti yavaş yavaş izale olmaya başlamıştır.

 

MAYISTA ARIBURNU CEPHESİ

Arıburnu’nda ise cephe hattı, Seddülbahir’e nazaran daha erken siperler ve hatlar belli olmuştur. Bu siper hatları nerede ise savaşın sonuna kadar değişmeyecektir. Diğer taraftan İstanbul’dan Arıburnu’na takviye güçlerin gönderilmesine devam edilmiştir. İlk olarak Gelibolu’ya varan 16. Tümen’in 125. Alay’ı, 28 Nisan sabahı hemen cepheye sevk edilmiştir.

1 Mayısta Türk taarruzu sabah 05:00’de başlamıştır. O gün akşama kadar ve gece yarısından itibaren sabaha kadar devam etmiştir. Taarruzların başlaması ile birlikte düşman donanması da bütün topçusu ile birlikte ateşe başlamıştır. Türk tarafı ilk defa bir gündüz taarruzu yapmakta idi. Açık bir şekilde düşman topçusunun hedefi olmakta, özellikle Kanlısırt’a yapılan taarruzlara karşı, denizden amansız bir top ateşi devam etmekteydi.

1 Mayıs taarruzundan sonra Arıburnu’daki muharebelerde, Türk tarafı tekrar tekrar hücuma kalksada istenilen netice elde edilememişti. Artık şu açıkça anlaşılmaktaydı ki, sağlam bir tahkimatla, toprağa gömülen kuvvetli bir düşmana karşı insanları açıktan açığa hücuma kaldırmak ve netice elde etmek imkânsızdı. Zira karşıdaki düşman zamanın en modern imkânlarına sahip olmanın yanında, elinde de yüzlerce makineli tüfek ile denizde onu himayeye amade yüzlerce top namlusuna sahipti.

Mayıs ayı içerisinde devam eden taaruzlarda kesin bir netice alınamamıştır. Bir Anzak Tugayı’nın 9/10 Mayıs gecesinde Bomba Sırtı’na 23:00’de başlattığı ani taarruz olmuştur. Ancak 57. Alay saldırılara kahramanca karşılık vererek, bu taarruzu, siperlerin önünde durdurmuştur. Günün zayiâtı ise 600 ölü, 2.000 de yaralı olmuştur.

ARIBURNU CEPHESİNDE 26 NİSAN VE SONRASI

26 Nisan Arıburnu cephesinde Türkler için önemli gelişmeler olmuştur. 26 Nisan gecesinde, 77. Alay erlerinin bir kısmının dağılması ile birlikte gelişen olaylar sonucu taarruz başarılı olamamış, 27. Alay’ın birlikleri Kanlısırt’ın batı kısımlarını boşaltmak zorunda kalmış, gecenin geri kalanında 77. Alay erlerinin Kocadere Köyü’nde tekrar toparlanması ile meşgul olunmuştu. Bu açıdan Mustafa Kemal’in en kritik günü, 26 Nisan olacaktır. Çünkü düşmanın bu gün yapacağı muhtemel bir harekât veya taarruz, yapılan bütün fedakârlığın yok olmasına yol açabilirdi. Ancak o gün, beklenenin aksine, ciddi bir olay olmamıştır. Sadece mevziî muharebeler olmuştur. Bununla beraber ordu komutanlığından sürekli taaruz emri gelmektedir.

Cepheye ilk yardım 27 Nisanda gelmiştir. Binbaşı Servet komutasındaki 64. Piyade Alayı 57. Alay’ı, 11. Tümen’den 33. Piyade Alayı da 27. Alay’ı takviye etmek üzere cepheye hareket etmiştir. 19. Tümen Kurmay Başkanı Kurmay Binbaşı İzzettin Bey’in emrinde 57. Alay’ı takviye etmiştir. 33. Alay ise ancak akşamüzeri cephenin sol kanadını, yani 27. Alay’ı takviye edebilmiştir. Sabah saat 10:00’da başlayan taarruz neticesi 27. Alay bir önceki gün kaybettiği mevzilerden Kanlısırt’ı geri almıştır. 27 Nisan gecesi tekrar başlayan taarruzlarda Anzaklar geri püskürtülememişti. Albayrak Sırtı’ndan Düztepe hattına kadar çevrilecek bir savunma hattı oluşturulmuştur. Bu hat savaşın sonuna kadar 8,5 ay süresince birkaç münferit olayın dışında hiç değişmemiştir. Bu hat Cesarettepe’nin doğusundan başlayıp Bombasırtı’ndan devamla Kırmızısırt, Kanlısırt’tan Albayrak Sırtı’na kadar devam etmektedir.

II. KİRTE MUHAREBESİ

1/2 Mayıs Taarruzları

1 Mayıs gece saat 22:00 de başlayan ve çıkartmalardan çok çetin çatışmalara sahne olmuştur. Seddülbahir Grubu Komutanı Alman Albay Von Zodenshtern, taarruz öncesi emrinde bulunan askere maneviyat vurgusu yapmaktan da geri kalmamıştır.
“Askerler! Din, vatan ve milletin beklediği şanlı fedakârlık günü gelmiştir. Vatanın esenliği ve mutluluğu sizin ellerinizdedir’’

Cephenin sağ tarafında Albay Halil Sami komutasında 9. Tümen, sol tarafında ise Albay Remzi komutasındaki 7. Tümen 1 Mayıs gecesi 22:00’de harekete geçmiştir. Çok çetin geçen mücadelelerden sonra 7. Tümen, 9. Tümen’e nazaran Fransızların Senegallilerden oluşan 4 ve 6. Tugaylarından 1. Tümen’i ile İngilizlerin 88. Tugay’ı üzerine yaptığı taarruzda, başarılı olmuştur. 21.ve 19. Alaylar Süleymanreisdere-Kanlıdere arasında geniş bir hattı yarmış, düşman cephesinde bir gedik açıp cepheyi çökertmişti. Türk hücumları karşısında dayanamayıp, 28 Nisanda olduğu gibi, bir kısmı yine Morto Limanı’na kadar kaçmıştır.

Türk Ordusu’nun I. Kirte Muharebesi’nden sonraki üç gece, üstü üste düzenlediği taarruzlar, başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Buna rağmen Lord Kitchner taarruzlar sonrası Türk askerlerinin dağınık durumundan yararlanıp başarı göstermek ümidiyle karşı taaruza geçmiştir. Hazırlıklar çerçevesinde Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusu’ndan Hamilton’un emri ile Avustralya 2. Tugayı ve Yeni Zelanda Tugayı Seddülbahir Cephesi’ne çekilmiştir. Hazırlanan planın ilk hedefi, 28 Nisan I. Kirte Muharebeleri’nde olduğu gibi, Alçıtepe’ydi.

2. Kirte muharebesi olarak tarihe geçecek bu savaşta Bu harekât için Müttefikler bölgeye 25.000 asker 300 ağır makineli tüfek, 105 kara torpili ve denizde de 400 topluk bir güç yerleştirmişlerdi. Osmanlı Devleti ise 10.000 asker 24 ağır makineli tüfek ile 40 top hazırlamıştı. Kendisinden birkaç kat fazla kuvvetin şiddetli saldırılarına göğüs gererek, gösterdiği cesaretle Türk savunmasının Çanakkale’yi destanlaştıran örneklerinden birisini vermiş, düşmanın da harekât planı bozmuştu. Zira müttefik kuvvetler bütün cephedeki harekât planlarını bu cephede ilerleme esasına göre ayarlamıştı.

Son günlerdeki Kirte muharebelerinde Türk zayiâtı, 2.000 kişiye yakın bir rakama ulaşmış, İngiliz ve Fransızların kayıpları ise, toplam 6.500 kişiyi bulmuştu. Hamilton, Londra’ya çektiği telgrafta hedefe varılmadan harekâtın başarısızlıkla sonuçlandığını bildirmek zorunda kalmıştı.

Mayısın 15/16 gecesinde 7. Tümen bir gece taarruzu yaparak 8 Mayısta kaybedilen 83. rakımlı tepeyi tekrar geri almıştı. Mayıs ayı sonuna kadar Güney Grubu’nun karşılıklı mevzii taarruzları dışında kanlı muharebeler olmamıştır. Mayıs ayı daha çok cephenin düzeltilmesi ve siperlerin tahkimi ile geçmiştir. Düşman karşısında yıkılmaz bir kale gibi duran 7. Tümen’in, 12. Tümen’le değiştirilecek birliklerinin büyük bir kısmı Soğanlıdere’ye, bir kısmı da Havuzludere’ye nakledilmişti.